25 Aralık 2015 Cuma

ayarı sabit terazi değil

...

Bir de şu var bireylerin duygusal yoğunlukları ayarı sabit bir terazi değil. İnsan çoğu zaman kardeşi ile en yakın arkadaşı ile bir değil! Yani bu çok doğal aslında. Bana mahrem; sana rahatlık belki, bana kolay diğerine dünya zoru belki. Dolayısı ile iletişimde kırılmalar, kopmalar çok doğal. Hâlbuki biraz dikkat ile aşılabilir belki. Herkes birbirinin işine burnunu sokmaktansa kendi işine bakabiliyor olsak ve en önemlisi yargılamak sanki bize düşmemişcesine -ki asla düşmez ya özünde – daha kolay olmaz mıydı? Daha az incindiğimiz gibi, daha az incinir olurduk. Ve daha kolay olurdu. Bu kadar da basit olurdu. Zaten hayat bu kadar kısa iken aslında tam da olması gerektiği gibi olurdu…

13 Aralık 2015 Pazar

yılın son hafta sonu gazetesi

Değişiktir. Hislendirir. Bana öyle gelir yani. Yılın son gazeteleri; hele illa da son hafta sonu gazeteleri. Hem ekleri daha çoktur. Öyle bir dolu dolu gelir gelince; okuyarak bitiremeyeceğini hissedersin. Kırmızı, yeşil süslenmiştir. Tatil planları, magazininde yılın son bombaları, yılın en  akılda kalanları hepsi satır satır bu yılın son gazetelerine işlenir. Öyle bir heyecan doludur ki; hani yeni yıl diye en heyecanlanmayacak adamı bile heyecanlandıracakmış gibi.
O ara bakarken haberlere birden gözüne hiç duymadığın bir haber çarpıverir. İster istemz aklından^’ acaba başka neler kaçırdım bu yıl ?’diye geçiverir. Sevdiğin sanatçının gelinlikli/damatlıklı fotoğrafı belirir sanki arkadaşınmış gibi sevinesin gelir. İç sayfalara bakarsan eğer 3. Sayfadan başlar acılar ‘yıllar geçiyor ama dünya aynı’ diyerek derin bir hüzün diyeceğin gelir.
Sana gelen kartpostal yoktur; sen atsam mı diye düşünürsün erteleyesin gelir. Oysa ertelemesen inan daha iyidir. Umut hepimizin ekmeğidir; milli piyango alasın çıkacak mı diye bekleyesin gelir.’ Bu yıl şubat kaç gün?’ diye düşünesin gelir…
Ne zamandır merak ettiğin birinin tam sayfa röportajı vardır gazete ekinde. Aklına yatarsa sevesin gelir; seni kızdırırsa sövesin gelir. Bu kadar süsü nerden akıl edip buluyorlar diye bakıp bakıp; yine de gözlerini ayıramadığın anlar gelir.
Ajandalar düşer aklına ve gözüne bunları ‘niye bu kadar pahalı satarlar ki ?’diye düşünesin gelir. Kızıp almazsan benim gibi üzülme; nasılsa bir ay içinde indirime girecekler o zaman alasın gelir.

Koca yıl geçmiş yapabildiklerin içine huzur; yapamadıkların külfet gelir. Sağlıklı ve huzurlu isen ‘Çok şükür’ diyesin gelir. İşte bak aslında bu en önemlisidir. Velhasıl yeni yıl gelir; temenni hoş gelmesidir…

5 Aralık 2015 Cumartesi

kurşun kalemle altı çizilmeden durulamayan kelimler

İstiyorum ki hem bitsin; hem de bitmesin elimdeki kitap. Aynı şarkı hayatımın fon müziği gibi hep çalsın dursun ama hiç sıkılmayayım; hep aynı hissi versin istiyorum. Sanki mümkünmüş gibi. Mümkün olmadığını bilerek istemek mümkün ama öyle değil mi?
Elime bir kalem alıyorum okurken. Ama illa bir kurşun kalem.  Çiziyorum anlamını bilmediğim kelimeleri birer birer. Ama onların da bir denge içinde olmalarını istiyorum. Ne beni okuduğuna yabancılaştıracak kadar çok olmalılar. Ne de beni her okuduğumu anladığımı sanma yanılgısına düşürecek kadar az olmalılar. Hani eğer bir ‘denge’ varsa eğer; olabiliyorsa; onlarda da olsun. Hatta en çok onlarda olsun.

Altı çizili kelimeler çoğu zaman unutulmuş kıyafetlerin dolabın dibinde kalması gibi kalıyorlar. Kitabın altı çizili sayfası, kıvrılmış bir yanı, ufak bir not kağıdında asılı kalıyorlar bazen. Çoğu zaman öylece kalıyorlar. Bir daha açılmamak üzere. Böylece kelime karanlığa gömülüyor. Ben daha anlamını öğrenemeden. Bazen de vahşi bir merakla öğreniliyor, hafızaya işleniyor. Benden sonra kitabı okuyan olursa; der mi neden çizili burası? Bilir mi kelimenin anlamını; bilmezse merak eder mi? Ve tüm bunlar; gerçekten bilmiyorum ne kadar önemli…

2 Aralık 2015 Çarşamba

Aralıkta kendini baharda sanan ben

Resmiyette kış başladı. Gerçeklikte de esasen. Ankara beyaza sarılmış bile. Gerçi memleketin daha çetin kışlı vilayetleri de yok değil coğrafyamızda. Ben çözemedim bu sene neden bu inatlaşmam . İnatlaştığım kim onu da çözemedim ya hadi neyse. Hala kendimi sonbaharda tutma çabam. Hadi itiraf edeyim utanmasam bir 'yaz sonu' kıvamında yaşamak istediğim günlerin sıcaklığı. Bir damla güneş görünce heyecanlanmalarım. Sanmıyorum ki kışı sevmediğimden. Üşümeyi sevmesem de hiç böyle korkar gibi bekledim de gelmesini. Zamanla mı inatlaşıyorum acaba? Sanki geçmesin deyince geçmeyecek gibi. Öyle hala öğrenemediysem ben ne yaparsam yapayım geçeceğini; e vay halime o zaman.
Aslında belki de evet hala öğrenemedim. Belki de ne zararı var ruhum biraz daha kalsın son bahar; hatta son yaz sanrısı ile. Kime ne zararım var. Kendimi çok kaptırıp üşümedikten sonra. Hem vay halime; hem de ruhuma sağlık deliliğine; dedim ya kime ne zararım var?

24 Ekim 2015 Cumartesi

Kimse kimseye olumsuz ses olmasın...

Sevgili insanlar;
Lütfen bana yapamayacaklarımı söyleyip durmayın. Benim sınırlarım- varsalar eğer- sanmıyorum ki belirliyecileri siz olasınız. O zaman niye beni karamsarlığa itme çabalarınız? Yapamayacağımı görmekten mi; kendi yapamadıklarınızı, yapamayacaklarınız sorgulamayan iç sesinizden mi? Siz de karanlıktan çıkmaya çalışamaz mısınız? Daha eğlenceli olmaz mıydı?

Hatta bazen serzenişlerin en basiti ile; bazen en yakınımdakilere bile sorasım geliyor bağıran  cümleler ile. ‘ Ben size yapıyor muyum?’ Sürekli yapamayacağınızı söylüyor muyum? Sonra korkuyorum; ya yapıyorsam diye. Tanrı korusun. Umarım yapmıyorumdur. Velhasıl kelam; yapar yapmaz; ister yapamaz o ayrı. Kimse kimseye olumsuz ses olmasın…

4 Ekim 2015 Pazar

çünkü kitap ayraçları düştü aklıma...



Severim k,kitapları ama sevmem kitap ayraçlarını. E peki nasıl hatırlarım kaçıncı sayfada kaldığımı? Kitap sayfası kıvırmayı oldum olası içim almadı. Ben de madem aklımda tutarım kaldığım sayfayı. Nerede canım öyle her zaman hatırlayacak hafıza. 271 bazen 223 oluverir ne ala. Göz kararı bakınca şöyle bir kitaba; bazen hoşuna gider geriden gelen sayfayı bir kere daha. Ya da bir izlenim edinmek aslında bir sonrakinden kalan sayfada. Kendi kendime oyun gibi olsa da asıl diyeceğim şu ki; severim kitapları da ısınamadım kitap ayraçlarını...

5 Eylül 2015 Cumartesi

Sadece insansın işte

Yetişemezsin... En yetiştiğini sandığın anda bile, yetişmen mümkün değil. Vardır mutlaka eksik kalan; geride unutulan , zamanında yapılamayan. Telafi edilebilir olmasına şükredersin; değil ise kahredersin.  Hep vardır yapman gereken; gitmen gereken yer; görmen gereken birileri. Duymalısın gün bitmeden sevdiğin sesleri. Okuyacakların birikir. Bazen gün sayfa açmadan bitiverir. Kıl payı kaçırdığın sana sinir harbidir. Sen yetişemeden mesai bitiverir; kaydetmeden verilerini bilgisayara bozuluverir. Aslında bu hayatın kendisidir. İşte bazen; çok değil belki ama arada mutlaka bu yetişememe hali bana ilham ve huzur verir. Çünkü ' sadece insansın işte' dedirtir.

2 Ağustos 2015 Pazar

An'da kalmak varsa eğer...

Bitmesin diye  dokunmaya kıyamayarak okumak; ama bir sonraki sayfanın hissettirebileceklerini hayal ederek hafif bir kalp çarpıntısı ile sayfaya dokunmak... Sanırım bu hissiyat hayatta olunabilecek en özel ve anlamlı yerlerden biri...

8 Nisan 2015 Çarşamba

Sevgili Kayahan;

Sevgili Kayahan ;
Hani ölüm kimseye yakışmıyor da sen hiç ölmeyecek gibi olanlardandın. Gerçi Barış Manço da öyle idi. Orada o gittiğiniz yerde belki yine şarkılar yapmak mümkündür. Ben öyle olduğuna inanmak istiyorum. Ve senin bunları okuyabildiğine de. Biz evlenirken Kayahan; medivenleri ağır ağır inerken ve hayat yolunu beraber yürümeye karar vermişken fonda senin sesin vardı. Seninle herşeye varım ben... Sonra senin eşinin sesi vardı. Sen benim uğurlu yolumsun. .. Bir gün evlenecek olursam hep sizin o şarkının klibinde birbirinizin gözlerine baktığınız gibi bakabilmeyi ve o şarkı ile dans edebilmeyi dilemiştim. Sanki siz de düğünde gibiydiniz. Yıldızlara yürürüm senle dedikçe sen ben mutluluktan kalbim duracak sanmıştım. Nilüfer ile küstün diye de çok üzülmüştüm ama iyi ki barıştınız. Arkadaş kolay bulunmuyor değil mi Kayahan ? Hayat yüz yıl yaşasak bile çok kısa. Ve belirsiz. Sen bir devre iz bırakanlardansın ne mutlu sana. Yolun ışık olsun yıldız olsun. Sesin hep burada olacak....

14 Şubat 2015 Cumartesi

Ne zaman?

Zaman geçip gitmekte. Beklemek ile geçer çoğu zaman. Beklediğin gelince nasıl geçtiğini anlamamak ile geçer. Ama geçer. Sen bakıp kalırsın; öyle ki çoğu zaman farkına bile varamazsın. Hafta geçsin dersin; ay geçer gider; ne ara yahu dersin. Bir acı haber alırsın; geçip gitmek bilmez. Sevdiğinin eli eline değer; dursun istersin zaman. Durmaz inat. Beş dakika kalır işinin bitmesine dakikalar saat gibi gelir. Geçmez inat. Hasılı kelam; yenemezsin. Yenilmemek için ‘Anda kalın’ diyorlar ya hani; belki de diyorum haklılar….

24 Ocak 2015 Cumartesi

kartpostallar diyorum nerede kaldılar?

Yazmak boşlukları dolduran bir eyleme dönüştü ise eğer yazmak gerekiyor kartpostalları da. Yıl bitmişken ama yeni yılın henüz ilk ayı hâlihazırda geride kalmamışken. Hani şu sevdiğimiz; merak edip de gidemediğimiz, öylesine şehirlere ait olan kartpostallar. Hani şu kar motifleri; çam ağaçları Noel babalar ile dolu kartpostallar. Hani şu manzara resimleri ile süslenen, yemyeşil ağaçların birbirinden pembe çiçeklerin yansımaları ile süslenen. Çok çocukken yılbaşı ve bayramlardan önce anne babamın önce bir liste çıkarıp sonra bu sayıya göre kartpostal almaya giderdi kırtasiyeye. Sanırım bu da en sevdiğim andı. Aslında düzgün öğretmen yazıları ile yazmalarını ayırıp zarflamalarını ve sonra bunların tümünü yetişecek zamanı hesaplayarak postaneye ulaştırmalarını da. Sanırım bu seremoninin hepsini çok severdim. Böyle detaylı hatırlayabildiğime göre. ve bu kartlar hem bizim hem de gönderilen tüm evlerin vitrinlerinde, elektirik düğmelerinde renkleri sararana, simleri düşene değin saklanırdı da. Sahi en son ne zaman kartpostal aldınız; dahası yolladınız. Bu sene zamana yendik düştüm. Ama bunu telafi edeceğim muhtemelen yaşadığım şehrin dörde bölünmüş kartta meşhur ve tarihi yerlerini betimleyen bir kartpostal bulamayacağım ama olsun. Modernize kartpostallarda ölmemesi gereken gelenekleri yaşatacağım. Böylesi bana daha yaşanmış gelecek…

3 Ocak 2015 Cumartesi

Doğum günü iç dökmeleri...

Yaşlanmak yerine yaş almak oluyor belki; zamanla hayali pastanın üzerindeki mum sayısın artması. Ama olsun. Çok güzel çok özeldir doğum günleri. Her şey bu denli fabrikasyon değilken evde yapılan tadı damağınızdan silinmeyen yaş pastalar ile fotoğrafı olabilen şanslı çocuklardandım ben.  Tabi o fotoğraflarda mum sayısı henüz bir elin parmak sayısını geçmez; zaten biz de bilinçli şekilde hatırlayamayız. Ama tarih bellidir gün bellidir. Anne baban senin şimdiki yaşlarından bile genç fotoğrafın içinde mutlu bir gülümsemedir.
Zaman geçer çok acıması insafı yoktur. Bazen kalabalık olursun bazen yapayalnız. En fenası da bazen kalabalıkta yapayalnız. Ama en yalnız kalmayacağın zaman kendini gerçekten bulmaya başladığın dönemindir. Başladığın diyorum çünkü sonu var mı bilmiyorum. En güzel yolculuğun başlangıcını biraz çözdüm de devamını yaşayarak öğreneceğimi umuyorum. Kendinden çıkıp yine kendi içine; sesinden kaçıp kendi sessizliğine olan yolculuk. Ah ne keyifli ne kadar da burnunun dibinde ama sana uzakta imiş senelerdir.

Aklımda deli sorular; sırtımda çantam içinde hayallerim ve kocaman dünyam;  elimden sevdiklerim tutar bu yolculuklarda uzaktan sürekli değişen bir şarkı çalar ; arada gözlerimizden yaşlar da akar… Ama 32. Yaşım sen ne iyi ettin de geldin; hoş geldin… Hadi gel biraz daha derine gidelim; korkma ben ellerinden tutarım senin…