İstiyorum ki hem bitsin; hem de
bitmesin elimdeki kitap. Aynı şarkı hayatımın fon müziği gibi hep çalsın dursun
ama hiç sıkılmayayım; hep aynı hissi versin istiyorum. Sanki mümkünmüş gibi.
Mümkün olmadığını bilerek istemek mümkün ama öyle değil mi?
Elime bir kalem alıyorum okurken.
Ama illa bir kurşun kalem. Çiziyorum
anlamını bilmediğim kelimeleri birer birer. Ama onların da bir denge içinde
olmalarını istiyorum. Ne beni okuduğuna yabancılaştıracak kadar çok olmalılar.
Ne de beni her okuduğumu anladığımı sanma yanılgısına düşürecek kadar az
olmalılar. Hani eğer bir ‘denge’ varsa eğer; olabiliyorsa; onlarda da olsun.
Hatta en çok onlarda olsun.
Altı çizili kelimeler çoğu zaman
unutulmuş kıyafetlerin dolabın dibinde kalması gibi kalıyorlar. Kitabın altı
çizili sayfası, kıvrılmış bir yanı, ufak bir not kağıdında asılı kalıyorlar
bazen. Çoğu zaman öylece kalıyorlar. Bir daha açılmamak üzere. Böylece kelime
karanlığa gömülüyor. Ben daha anlamını öğrenemeden. Bazen de vahşi bir merakla öğreniliyor,
hafızaya işleniyor. Benden sonra kitabı okuyan olursa; der mi neden çizili
burası? Bilir mi kelimenin anlamını; bilmezse merak eder mi? Ve tüm bunlar;
gerçekten bilmiyorum ne kadar önemli…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder