Yazmak boşlukları dolduran bir eyleme dönüştü ise eğer
yazmak gerekiyor kartpostalları da. Yıl bitmişken ama yeni yılın henüz ilk ayı hâlihazırda
geride kalmamışken. Hani şu sevdiğimiz; merak edip de gidemediğimiz, öylesine
şehirlere ait olan kartpostallar. Hani şu kar motifleri; çam ağaçları Noel
babalar ile dolu kartpostallar. Hani şu manzara resimleri ile süslenen,
yemyeşil ağaçların birbirinden pembe çiçeklerin yansımaları ile süslenen. Çok çocukken
yılbaşı ve bayramlardan önce anne babamın önce bir liste çıkarıp sonra bu sayıya
göre kartpostal almaya giderdi kırtasiyeye. Sanırım bu da en sevdiğim andı.
Aslında düzgün öğretmen yazıları ile yazmalarını ayırıp zarflamalarını ve sonra
bunların tümünü yetişecek zamanı hesaplayarak postaneye ulaştırmalarını da.
Sanırım bu seremoninin hepsini çok severdim. Böyle detaylı hatırlayabildiğime
göre. ve bu kartlar hem bizim hem de gönderilen tüm evlerin vitrinlerinde, elektirik düğmelerinde renkleri sararana, simleri düşene değin saklanırdı da. Sahi en son ne zaman kartpostal aldınız; dahası yolladınız. Bu sene
zamana yendik düştüm. Ama bunu telafi edeceğim muhtemelen yaşadığım şehrin
dörde bölünmüş kartta meşhur ve tarihi yerlerini betimleyen bir kartpostal
bulamayacağım ama olsun. Modernize kartpostallarda ölmemesi gereken gelenekleri
yaşatacağım. Böylesi bana daha yaşanmış gelecek…
24 Ocak 2015 Cumartesi
3 Ocak 2015 Cumartesi
Doğum günü iç dökmeleri...
Yaşlanmak yerine yaş almak oluyor
belki; zamanla hayali pastanın üzerindeki mum sayısın artması. Ama olsun. Çok
güzel çok özeldir doğum günleri. Her şey bu denli fabrikasyon değilken evde
yapılan tadı damağınızdan silinmeyen yaş pastalar ile fotoğrafı olabilen şanslı
çocuklardandım ben. Tabi o fotoğraflarda
mum sayısı henüz bir elin parmak sayısını geçmez; zaten biz de bilinçli şekilde
hatırlayamayız. Ama tarih bellidir gün bellidir. Anne baban senin şimdiki
yaşlarından bile genç fotoğrafın içinde mutlu bir gülümsemedir.
Zaman geçer çok acıması insafı
yoktur. Bazen kalabalık olursun bazen yapayalnız. En fenası da bazen
kalabalıkta yapayalnız. Ama en yalnız kalmayacağın zaman kendini gerçekten
bulmaya başladığın dönemindir. Başladığın diyorum çünkü sonu var mı bilmiyorum.
En güzel yolculuğun başlangıcını biraz çözdüm de devamını yaşayarak
öğreneceğimi umuyorum. Kendinden çıkıp yine kendi içine; sesinden kaçıp kendi
sessizliğine olan yolculuk. Ah ne keyifli ne kadar da burnunun dibinde ama sana
uzakta imiş senelerdir.
Aklımda deli sorular; sırtımda
çantam içinde hayallerim ve kocaman dünyam; elimden sevdiklerim tutar bu yolculuklarda
uzaktan sürekli değişen bir şarkı çalar ; arada gözlerimizden yaşlar da akar… Ama
32. Yaşım sen ne iyi ettin de geldin; hoş geldin… Hadi gel biraz daha derine
gidelim; korkma ben ellerinden tutarım senin…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)