24 Ocak 2015 Cumartesi

kartpostallar diyorum nerede kaldılar?

Yazmak boşlukları dolduran bir eyleme dönüştü ise eğer yazmak gerekiyor kartpostalları da. Yıl bitmişken ama yeni yılın henüz ilk ayı hâlihazırda geride kalmamışken. Hani şu sevdiğimiz; merak edip de gidemediğimiz, öylesine şehirlere ait olan kartpostallar. Hani şu kar motifleri; çam ağaçları Noel babalar ile dolu kartpostallar. Hani şu manzara resimleri ile süslenen, yemyeşil ağaçların birbirinden pembe çiçeklerin yansımaları ile süslenen. Çok çocukken yılbaşı ve bayramlardan önce anne babamın önce bir liste çıkarıp sonra bu sayıya göre kartpostal almaya giderdi kırtasiyeye. Sanırım bu da en sevdiğim andı. Aslında düzgün öğretmen yazıları ile yazmalarını ayırıp zarflamalarını ve sonra bunların tümünü yetişecek zamanı hesaplayarak postaneye ulaştırmalarını da. Sanırım bu seremoninin hepsini çok severdim. Böyle detaylı hatırlayabildiğime göre. ve bu kartlar hem bizim hem de gönderilen tüm evlerin vitrinlerinde, elektirik düğmelerinde renkleri sararana, simleri düşene değin saklanırdı da. Sahi en son ne zaman kartpostal aldınız; dahası yolladınız. Bu sene zamana yendik düştüm. Ama bunu telafi edeceğim muhtemelen yaşadığım şehrin dörde bölünmüş kartta meşhur ve tarihi yerlerini betimleyen bir kartpostal bulamayacağım ama olsun. Modernize kartpostallarda ölmemesi gereken gelenekleri yaşatacağım. Böylesi bana daha yaşanmış gelecek…

3 Ocak 2015 Cumartesi

Doğum günü iç dökmeleri...

Yaşlanmak yerine yaş almak oluyor belki; zamanla hayali pastanın üzerindeki mum sayısın artması. Ama olsun. Çok güzel çok özeldir doğum günleri. Her şey bu denli fabrikasyon değilken evde yapılan tadı damağınızdan silinmeyen yaş pastalar ile fotoğrafı olabilen şanslı çocuklardandım ben.  Tabi o fotoğraflarda mum sayısı henüz bir elin parmak sayısını geçmez; zaten biz de bilinçli şekilde hatırlayamayız. Ama tarih bellidir gün bellidir. Anne baban senin şimdiki yaşlarından bile genç fotoğrafın içinde mutlu bir gülümsemedir.
Zaman geçer çok acıması insafı yoktur. Bazen kalabalık olursun bazen yapayalnız. En fenası da bazen kalabalıkta yapayalnız. Ama en yalnız kalmayacağın zaman kendini gerçekten bulmaya başladığın dönemindir. Başladığın diyorum çünkü sonu var mı bilmiyorum. En güzel yolculuğun başlangıcını biraz çözdüm de devamını yaşayarak öğreneceğimi umuyorum. Kendinden çıkıp yine kendi içine; sesinden kaçıp kendi sessizliğine olan yolculuk. Ah ne keyifli ne kadar da burnunun dibinde ama sana uzakta imiş senelerdir.

Aklımda deli sorular; sırtımda çantam içinde hayallerim ve kocaman dünyam;  elimden sevdiklerim tutar bu yolculuklarda uzaktan sürekli değişen bir şarkı çalar ; arada gözlerimizden yaşlar da akar… Ama 32. Yaşım sen ne iyi ettin de geldin; hoş geldin… Hadi gel biraz daha derine gidelim; korkma ben ellerinden tutarım senin…