20 Ekim 2014 Pazartesi
Hep fazla alınıyordu o ekmek. Ya da az yeniyordu bilemedim. Dünyanın hiç de azımsanmayacak bir kısmı açken; zoruma gidiyordu ama elimden de gelen olmuyordu. Bir dilim ekmeği atarken ; küflendiğini görürken sanki boğazıma bir el yapışıyordu. sonra bir gün mutfağın pencersine kuşlar kondu. sonra o gün küçük bir parça ekmeği kuşlara verdim pencereden. sonra hergün. sonra her ekmek artan gün ve hatta bazen artmadığında da. Bir kaç kere görsem de genelde ben görmeden bitmiş oluyordu ekmek kırıntıları. Sessiz ama sakince bir gülümseme ile baktım pencere kenarına. umut doldum. Boğazıma oturan el az biraz da olsa kalkar gibi oldu. Bazen bir panik dalgasına teslim oluyorum. Bu kadar basitti. Niye daha önce düşünemedin? Sonra derin bir sakinlik. sonunda düşündün ya bundan sonrasına bak. İşte hayat bu ikisinin arasındaki gelip gitmeler mi yoksa? kaygı ile umut; fırtına ile gök kuşağı; siyah beyaz, hatta kahve ve süt! Ayrı olamayanlar ayrı bulunamayanlar ayrı da olup beraber de olabilenler. Tüm duygular.. Şimdi geldiler 2 taneler perdenin arkasındayım beni göremezler. ama bizden hisliler belki hissederler. Ben çekileyim de afiyetle yesinler. Hem ne diyor şair 'hayat kısa kuşlar uçuyor'...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder